tr    en
geri

CEMAL DEMİR

KARANLIK HİKAYE

04-05-2017 - 21-05-2017


 Cemal Demir’in Karanlık Hikaye isimli sergisi 4 Mayıs Perşembe günü MERKUR’de açılıyor.

Ahmet Ergenç sergiyle ilgili kaleme aldığı “Durumların ve Nesnelerin Şiddeti” başlıklı yazısında Cemal Demir’in işleri hakkında şunları söylüyor:

“Hitchcock’un meşhur bir ‘gerilim filmi’ tanımı vardır. Eğer, der, filmde bir masanın altında bomba patlatırsanız, o bir korku filmi olur ama eğer masanın altındaki bombayı gösterir de patlatmazsanız, gerilim filmi olur. Hitchcock’un filmlerinin psikolojik ve fiziksel rengini belirleyen şey işte bu ‘gergin bekleyiş’ ya da ‘eşikte’ olma halidir. Aynı şeyi, mesela, bir yumurtayı sıkıca tutan bir el karşısında da hissedebilirsiniz. O yumurta birazdan kırılacak ya da masanın altındaki o bomba birazdan patlayacaktır. Aslında, o gergin bekleyiş anında, kırılma ya da patlama, bir nevi kurtuluştur. Korku filminin ani duygusu bir reflekse yol açar sadece, uçucu bir etkisi vardır, gerilim filmi ise hem bedensel hem de zihinsel bir yoğunlaşma talep eder: ‘birazdan olacak olan şey’in hayaleti size sürekli musallat olur ve olma anı, sürekli gecikir. Bu da işte o ‘gerilimli duygu’ ya da ‘şiddetli bekleyiş’ haline yol açar.

Cemal Demir’in “Karanlık Hikaye” adlı bu sergisini de benzer bir gerilim öğesi hakim.

 Resimlerde sabitlenen eylemler, serginin başlığına da uygun bir şekilde, ‘tehlikeli’ ya da ‘karanlık’ bir çağrışıma sahip. Ama öyle ‘apaçık’ bir karanlık ya da tehlikeden çok, gizli, alt damarlarda ya da derin psikolojik katmanlarda saklanan bir tehlike söz konusu bu resimlerde. Ve bu resimleri uç uca eklerseniz, nihayetinde bir gerilim filminin ana hatlarını ortaya çıkarabilirsiniz.

Resimlerin gerilimli estetiği de, olağan-dışı bir anın sunduğu hazır malzemeden değil, olağan anların içinde titreşen bir olağanüstülükten, bir tuhaflıktan ya da bir sapmadan besleniyor.

Karanlık Hikaye adlı bu sergi, insana gündelik hayatın çok ‘masum’ olmadığını, olağan durumların da olağan dışı bir ihtimal ya da sır barındırabileceğini hissettiriyor. İnsanın bulunduğu ‘durumlar’ ve kullandığı nesnelerde karanlık anlamlar saklı olabilir. Freud’un ‘uygarlığın huzursuzluğu’ dediği şey, tam da bu durum ve nesnelerde açığa çıkıyor olabilir. “